41,1297$% 0,34
48,0847€% 0,42
55,6937£% 0,81
4.532,49%0,87
3.447,17%0,95
11.288,05%-0,71
Sık sık hayal ederek bulunduğum yerlerin geçmişteki ve gelecekteki hallerini düşünmeden edemiyorum. Özellikle her sabah Üsküdar’dan Kabataş’a, her akşam ise tam tersi yönde tekneden geçerken, “Yıllar sonra bu yerlerin silueti nasıl olacak?” sorusu aklımı kurcalıyor.
İstanbul’un tarihi dokusunun modern yapılar arasında nasıl bir değişim sürecinden geçeceği, endişeler doğuruyor. Her teknolojik ilerlemenin, bir sonrakini hızlandırdığı gerçeği doğrultusunda, gelecekteki İstanbul siluetini hayal etmeye başlıyorum.
Uçan otomobillerle, Boğaziçi’nin altında inşa edilen tüneller sayesinde trafik sorunları ortadan kalkabilir. Ancak, nüfus artışının yarattığı baskı devam edeceği için, bu güzel hayalimiz bile gerçekçi görünmüyor. Eğer mevcut nüfus artış hızı devam ederse, 2075’te İstanbul’un nüfusu oldukça yüksek sayılara ulaşacak.
Gökdelenlerin kentimizi sarması, geçmişteki tarihi yapıların kaybolma ihtimalini artırıyor. Örneğin, Ataşehir’in geçmişteki hali ve günümüzdeki görüntüsü arasındaki fark dikkat çekici. Modern yapıların gölgesinde kalan bir cami ve birkaç apartmanın, etrafındaki yüksek binalar sebebiyle zor fark edilir hale gelmesi üzücü.
1975 yılında İstanbul’da 3.9 milyon olan nüfusun, 2025 itibarıyla 15.8 milyon olması bekleniyor. Yüzde 304’lük bir nüfus artışı, İstanbul’un büyükşehir belediyeleri arasında 40 belediyeye sahip olduğunu gösteriyor. Nüfus artışının devam etmesi durumunda, 2075’te İstanbul’da yaklaşık 63 milyon insan yaşayacak. Bu durum, günümüzdeki nüfus artış hızları göz önüne alındığında oldukça kıyaslamalı bir rakam.
Türkiye’nin nüfus artış oranı, İstanbul’un nüfus artış hızının %192 altında kalıyor. Bu da, Türkiye’de toplam 40 il ve 922 ilçe bulunduğunu göz önüne aldığımızda, İstanbul’un ne denli kalabalık bir nüfusa sahip olacağını ortaya koyuyor.
İstanbul’da yaklaşık 1.2 milyon bina bulunuyor ve nüfusa oranlandığında her 13 kişiye bir bina düşüyor. 2075’te bu rakamın korunabilmesi için yaklaşık 4.85 milyon bina daha inşa edilmesi gerekecek. Ancak mevcut alanın, bu kadar bina inşasına uygun olmadığını biliyoruz. Dolayısıyla, daha yüksek ve daha verimli yapılar inşa edilmesi bir zorunluluk haline gelecek.
Yüksek binaların şehrin siluetini nasıl değiştireceği ve tarihi yapıları nasıl etkileyebileceği tartışma yaratıyor. Tarihi eserler bu dönemde yüksek binalar arasında kaybolacak gibi görünüyor. Örneğin, New York’taki Aziz Patrick Katedrali, bu durumu özetlemek için bir örnek teşkil ediyor.
Gelecekte yüksek binaların artacağı ve bunun şehir altyapısını zorlayacağı aşikar. Yaşanacak nüfus patlaması ve artacak enerji ihtiyacı için çözümler geliştirilmesi gerekecek. Temiz su, enerji ve gıda güvenliği gibi konularda zorluklar bizi bekliyor. Dikey tarım yöntemlerinin önemi, bu sorunların çözülmesinde büyük bir rol oynayacak.
Nüfusun 60 milyonu aşmasıyla altyapı zorluklarıyla yüzleşmek kaçınılmaz olacaktır. Su kaynaklarının sürdürülebilirliği, enerji ihtiyacının karşılanması ve tarımsal alanların azalması, geleceği şekillendiren faktörler arasında sayılmaktadır.
Akkuyu Nükleer Enerji Santrali gibi projeler, artan enerji talebine çözüm olarak gösterilmektedir. Bunun yanında, şehirlerin iklimine olumsuz etkileri de gündeme gelmektedir. İstanbul’daki bina yoğunluğu, sıcak hava adası etkisi ile kar yağışını azaltmaktadır. Bu olumsuz etki, binaların güneş ışınlarını emmesiyle doğrudan ilişkilidir.
Şehirlerdeki fiziksel yapılar, sosyal ve ekonomik hayatımızı değiştireceği gibi, uzaktan çalışmanın daha yaygın hale gelmesine neden olabilir. Gelecek dönemde sinerji kaybı üzerine çözümlerle yeni şehirleşme modellerinin gündeme gelmesi kaçınılmaz görünüyor.
İstanbul’un tarihi, 300 bin yıl önceye kadar uzanmakta. Tarihteki ilk yerleşim yeri olan Byzantion, Megaralılar tarafından M.Ö. 7. yüzyılda kurulmuştur. Şehir, farklı dönemlerde Roma, Bizans, Latin ve Osmanlı İmparatorluklarına ev sahipliği yapmıştır.
Nilperi Şahinkaya’nın anne acısı