43,9670$% 0.06
51,6647€% -0.57
58,8122£% -0.75
7.627,52%2,59
5.395,57%2,51
13.269,42%-3,27
02:00
TÜRK-İŞ Genel Başkan Yardımcısı ve Türkiye Enerji, Su ve Gaz İşçileri Sendikası (TES- İŞ) Genel Başkanı İrfan Kabaloğlu Cumhuriyet’in sorularını yanıtladı.
– Örgütlü olduğunuz işyerlerinde toplu sözleşmeler yapıyorsunuz ve oranlar da yüksek görülüyor. Ama sonra enflasyon bu kazanımlardan ne kadar geriye götürüyor?
Biz hem kamuda hem özel sektörde toplu iş sözleşmeleri bağıtlıyoruz. İki dönemdir imzaladığımız toplu iş sözleşmeleriyle ücretler geriye gitmedi. Biz asgari ücretli çalışanlara göre sözleşmeliler olarak daha iyi durumdayız.
– En düşük ücret nedir?
Şu anda Türkiye’de çalışanların yüzde 45’i asgari ücretle çalışıyor. Bu çok yüksek bir oran. Örneğin; TES-İŞ Sendikamızın örgütlü olduğu enerji iş kolunda 70 bine yakın üyemiz var. En düşük ücret 50 bin lira, ortalama ücret ise 80 bin lira, kamuda ise giydirilmiş en düşük ücret 75 bin lira. Ama bu paralar da insan onuruna yakışır bir yaşam için yeterli olmuyor. Asgari ücretin düşük kalması bizleri de dolaylı olarak etkiliyor. Özel sektörde işveren “Asgari ücret 28 bin lira, ben sana iki/üç katını veriyorum” diyor. Ama aslında gerçek olan şu ki: TÜRK-İŞ’in Şubat 2026 Açlık ve Yoksulluk Sınırı araştırmasına göre ülkemizde yoksulluk sınırı 105 bin lira, açlık sınırı 32 bin lira ve asgari ücret 28 bin lira. Burada programlanmış bir oyun var. Ucuz işçilik yaratılıyor ve bunun sonucunda bizim ülkemiz ucuz işçi cenneti oluyor.
– Kim programlıyor bu oyunu?
Tamamı için söylemiyorum ama bunu en iyi işverenler yapıyor. Çalışan fakirleşirken zengin parasını artırıyor daha da zenginleşiyor. Burada bir denge kuramıyoruz. Bir taraf maddi olarak sürekli yükselirken işçinin alım gücü düşüyorsa buna “dur” dememiz lazım.
– TÜİK’in sepetindeki kalemlerin ağırlıkları sürekli değiştiriliyor. Yıldan yıla orta gelirlinin en çok para harcadığı kalemlerden gıda ve konutun ağırlığı azalıyor. Diğer yandan sepetteki ürünlerde de değişiklik yapılıyor ve enflasyon düşük çıkıyor. Kağıt üzerindeki bu oynamalar nedeniyle gerçek enflasyon belirlenemiyorsa bu sepet, ücret belirlemek için kullanılmaya daha ne kadar devam edilebilir?
Enflasyon rakamlarıyla oynandığını hepimiz biliyoruz. Söz ettiğiniz kalemleri koyup TÜİK sepeti yapıp enflasyonu düşürmeye çalışırsanız olmaz. Banka faizleri de buna uymuyor, “Faizler düşürüldü” deniyor ama gidip isteyin bakalım ne kadar verecekler… Bankalar gerçek enflasyonun altında kimseye kredi vermez. Bu tür söylemler daha çok günü kurtarmaya yönelik oluyor. Biz TÜRK İŞ olarak asgari ücret belirlenirken kira ve gıdanın öncelikli tutulmasını istedik. Bununla birlikte ulaşım, sağlık, eğitimdeki artışlar da öngörülerek asgari ücretin belirlenmesi gerekir. Biz bunu söyledik ve müzakere etmek istedik ama kabul etmediler.
– TÜRK İş zaten masaya oturmadı…
Bizimle konuşmadıkları için TÜRK-İŞ Genel Başkanımız Ergün Atalay masaya oturmayacağımızı açıkladı. Çünkü gerçekte olması gereken asgari ücreti belirleyecek ortam yoktu. Zammın düşük tutulacağı belli iken asgari ücret masasına TÜRK-İŞ oturduğunda eleştiriliyor. Bu eleştiriye neden biz maruz kalalım…
– Oturmadığı için de eleştiriler oldu…
Yine eleştiriliyoruz ama birçok insan niye katılmadığımızın nedenini artık biliyor. Asgari ücretlileri asla yalnız bırakmadık ve taleplerimizi, olması gerekenleri sürekli ülke gündemine taşıdık. “Elinizi taşın altına koymalısınız” diyenler olabiliyor. TÜRK-İŞ olarak biz eylemler yapıyoruz. Üyelerimizle birlikte asgari ücretlilerin de bu eylemlere daha güçlü katılım sağlamalarını bekliyoruz.
– Etkiniz olamadığı için mi Asgari Ücret Tespit Komisyonuna katılmıyorsunuz, masada en çok kimin etkisi oluyor?
Masa eşit değil. İşveren, hükümet ve işçi kesimlerini temsilen beşer kişi katılıyor. Neticede hükümet karar veriyor. İşçinin etkisi yok ama işverenin etkisi oluyor. “Asgari ücret artarsa fabrikaları kapatırız” diyorlar. Zaten her şey ekonomiye bağlı. Ekonomi gelir adaletini gözetecek şekilde doğru yönetilmediğinde bundan herkes etkileniyor. Hükümet de “İşçinin evine iyi kötü bir para girsin” diyor. Ama alım gücünün tamamen bittiğini, insanların kira ödeyemez, çocuklarını okutamaz duruma geldiğini, borç içinde yaşadığını unutuyorlar maalesef.
– İşverenler de son zamanlarda seslerini yükseltmeye başladılar. Her iki tarafın da şikayetçi olması çalışma barışını nasıl etkiliyor?
Çalışma barışı zaten bozuldu. Bir de insanlar artık Türkiye’de çalışmak istemiyor. Yurt dışında iş bulanlar gidiyor. Ama şunu net söyleyeyim: Biz Türkiye’nin her tarafına gidiyoruz, iş yerlerini dolaşıyoruz. İnsanlar gerçekten zor geçiniyor. Çalışsa bile evi olmayan sefil durumda, borç içinde yaşayan, daha maaşı yatmadan iş yerinden ikinci avansını almaya çalışanlar var.
– Asgari ücrete ikinci kez zam yapılır mı bu yıl?
Asgari ücrete ikinci zam gerekli ama seçim yakınsa bu zam yapılıyor. Temmuza kadar asgari ücretlinin alım gücü daha da düşecek. Bu nedenle hem asgari ücretlinin hem de emeklinin geçim koşulları dikkate alınarak düzenleme yapılmalı.
– Uygulanan ekonomi politikalarıyla enflasyonla gerçekten mücadele edildiğini düşünüyor musunuz?
2025’te 25 milyar dolar dış borç faizi ödemişsek enflasyonla mücadele ettiğimizi söyleyemeyiz. Borcu borçla kapatan bir ülkeyiz. Enflasyonla mücadele böyle olmamalı. Enflasyonla mücadeleyi dikey olarak bir anda düşürmeye çalışarak yapıyorlar. Enflasyonla mücadele yatay yapılmalı ki dar gelirli vatandaş birden geçim derdine düşmesin.
– Bu ekonomi politikaları zorunluluk mu, tercih mi sizce?
Tercihler sonucunda bu noktaya gelindi. Ülkede 65 milyar dolarlık özelleştirme yapıldı. Dış borcumuz bugün 500 milyar doların üstüne çıktı. Ekonominin ücretli kesimi, dar gelirlileri ve adil gelir dağılımını gözeterek doğru yönetilmesi gerekiyor. Ekonomi Bakanı, televizyona her çıktığında pembe bir tablo çiziyor. Ama ben bir günden diğer güne iyiye giden bir insan görmedim. Şubelere gidiyoruz, insanlar “Başkanım sözleşmeleri güzel yaptınız ama kiram ne kadar arttı biliyor musun” diyor. Eğitim masraflarına zam geldiğinden yakınıyor. Bu insanlar çocuklarını devlet okullarına gönderenler. Eğer zor bir durum varsa hep birlikte katlanalım. Ama görüyoruz ki zengin almış başını gitmiş ve ülkemizdeki dolar milyarderlerinin sayısı artmış durumda. Hatta Cumhurbaşkanımız bile sermayesini yurt dışına kaçıranlara kızan açıklamalarda bulundu. İpin ucunu kaçırdılar. Sermayenin korkup kaçtığı yerde bizim işçimiz köylümüz, dar gelirlimiz ne yapacak… Geçim sıkıntısı artık bir istisna değil, yaygın bir toplumsal gerçek Bu insanların gidecek yeri yok. O nedenle gelir dağılımını dengelemeden, gelir paylaşımını, vergiyi adaletli yapmadan, enflasyon verileri gerçeği yansıtmadan olmaz.
– Vergi adaletsizliği bu şekilde devam ederse neticesi ne olur?
Türkiye’de bütçeyi çalışanların verdiği vergiler ayakta tutuyor. Dolaylı vergilerin yüksekliği gelir dağılımını daha da bozuyor. Az kazanan ile çok kazanan arasında vergide adil bir denge kurulmuyor. Kamuoyunda kimlerin vergilerinin affedildiğini, kimlerin vergi kaçırdığını görüyoruz. Gelir dağılımındaki bozulma sosyal dengeleri zedeliyor.
– En büyük işçi konfederasyonu olan TÜRK-İŞ, böyle bir ortamda diğer konfederasyonlarla birlikte ülke çapında eylemler organize etme, üretimi uzun süreli durdurma, ulusal işçi yürüyüşleri gibi daha sert tepki veremez mi?
Türkiye’de örgütlülük oranı yüzde 14 civarında ve bu yüzde 14’lük sendikalı kesim diğerlerine nazaran daha iyi durumda. Bize “Mücadele edin” diyorlar. Biz “Zordayız, Geçinemiyoruz” eylemleri yaptık, emekliler dahil herkesi davet ettik. Ama bizim üyelerimizin dışında çok katılım olmadı. Asgari ücretliler, işsizler eyleme beklediğimiz düzeyde katılım sağlamadılar. Alanda ne kadar insan olduğunu biliyoruz, gelen sayısı bizim üyelerimizin çok üzerine çıkmadı. Tüm kesimlerin katılımlarıyla, geniş kitlelerle yapılmadıktan sonra o eylemin kıymeti de sonucu da istenilen kadar olmaz. Emekçi kesimler oturup hakları gelişsin diye beklememeli. Böyle bir dünya yok. TÜRK-İŞ, kurulduğu 1952 yılından bugünlere nasıl geldiyse bundan sonra da aynı ilkelerle hak, hukuk mücadelemizi sürdüreceğiz. Ülkemizin birliği, beraberliği ve bütünlüğünü her zaman önceliğimiz kabul ederek; laik, demokratik ve tam bağımsızlık ilkelerinden ödün vermeden, üyelerimizin haklarını, hukukunu ve işyerlerimizi kararlılıkla korumaya devam edeceğiz.
– Emekçilerde kıdem tazminatları ile ilgili uzun zamandır korku var. Emekçinin aleyhine bir düzenleme gelme ihtimali öngörüyor musunuz?
Kıdem tazminatının kaldırılmasıyla ilgili TÜRK-İŞ Başkanlar Kurulu’nun kararı var. Kıdem tazminatının kaldırılması bizim için genel grev ilanıdır. Kıdem tazminatının kalkmasıyla ilgili en ufak bir şeye müsaade etmeyeceğiz. Bu konudaki kararlığımız net.
– Diğer konfederasyonlar da katılıyor mu?
DİSK katılıyor. HAK-İŞ pek katılmıyor gibi görünüyor. Onlar fon gibi konularda farklı açıklamalar yapıyorlar. Ama kıdem tazminatına dokunulduğunda gidilecek bir genel grevde tüm işçilerin ve sendikaların TÜRK-İŞ’in yanında olacaklarına inanıyoruz. Çünkü işçinin tek güvence olarak kıdem tazminatı kaldı.
– Kıdem tazminatının kalkma ihtimali neden bu kadar çok gündeme geliyor?
Kıdem tazminatının Avrupa’da olmadığını söylüyorlar ama Avrupa’daki iş güvencesi bizde var mı, yok. Avrupa’daki gelir dağılımı bizde var mı, yok. Avrupa’daki maaş bizde var mı, o da yok. Avrupa’da barınma, eğitim, sağlık sorunları bizdeki gibi mi, değil. Avrupa’daki refah Türkiye’de de varmış gibi bu konu dönem dönem bize dayatılıyor. Ama TÜRK-İŞ bunu asla kabul etmez.
– Milyonları bulan sığınmalar Türk işçilerini nasıl etkiliyor?
En büyük sorunlarımızdan biri de sığınmacılar. “Misafirimizdir” deniyor. Anadolu’da üç günden sonra misafirlik biter. Afganistan, Suriye, Irak’tan geliyorlar, hiç Almanya’dan gelen görmüyoruz. Benim işçim zaten geçinemiyor. Bir de sığınmacılara iş bulanacak, sağlık, eğitim için para harcanacak. Ben zaten bunlara muhtacım. Biz burada işsiz kalacağız, onlar gelecek çalışacak. Bugün sanayide hep yabancılar var ve daha düşük ücretlerle çalışıyorlar. Patronlar da ucuz diye sığınmacıları tercih ediyor. Bu sözlerim düşmanlığından değil ama biz işsizsek ve sığınmacılar çok düşük ücretlerle çalıştırılacaksa nasıl olacak bu iş?
– Özelleştirmeler sizin iş kolunuzu nasıl etkiledi?
Enerji iş kolundaki arkadaşlarımız 24 saat görev yapıyor. Kar kış demeden elektrik direklerinin tepelerinde, zor koşullarda çalışıyorlar. Çünkü elektrik, su, doğal gaz olmazsa olmaz. Herkes evinde suyu aksın, lambası yansın istiyor. Sektör stratejik önemde taşıyor ama üretim ve dağıtım özelleşti. Biz başından beri özelleştirmenin bizim ülkemize fayda getirmediğini anlatıyoruz. Özelleştirmelerden önce 90 binlerde üyemiz vardı, özelleştirmelerle 20 binlere düştü. Sonra özel sektörde de örgütlendik ve toplu iş sözleşmeleri yapmaya başladık. Sendikal açıdan baktığımızda işverenler bizim düşmanımız değil. O da kazansın ama bize de hakkımızı versin. Bu mantıkla hareket ediyoruz. Ama enerji iş kolunda görev yapanların yasal olarak bazı düzenlemelere ihtiyaçları var.
– Hangi düzenlemelere ihtiyaç var?
Ağır ve çok tehlikeli işte çalışan bu arkadaşlarımızın iş güvencesi yok. Deprem olur, sel olur, felaket olur, pandemi olur, bu arkadaşlar çalışır. Ben 99 depreminde Kocaeli’nde elektrik arızada çalışıyordum. Eve gidemedim. Enerji iş kolu stratejik olduğu için grev hakkı yok, grev yasak ama özelleştirilebiliyor. Bu doğru değil. Stratejik öneme sahip iş kolları kamuda olmalı veya bunlar korunmalı.
– Özelleştirmelerle fiyatlar da çok arttı…
Aslında fiyatlar gerçek değerinde değil çünkü devlet süspanse ediyor. Biz enerjide yüzde 70’e yakın dışarıya bağımlıyız, o nedenle maliyetimiz çok yüksek. Bize yerel kaynaklarımızı tükettirmiyorlar. Yerli kömür milli zenginliğimiz ve mutlaka üretmeliyiz. Bizim kömürden başka enerji kaynağımız yok. Gelişmiş ülkeler yıllarca kömürden para kazandılar. Ama bugün Türkiye’ye baskı yapıyorlar.
Türkiye bir yandan güneş, rüzgar, nükleere de yatırım yapıyor. Alternatif enerji kaynaklarına elbette yatırım yapılmalı ama dünyanın birçok yerinde çok sayıda yeni termik santraller inşa ediliyor. Zenginliğimiz olan yerli kömür ve termik santraller baz yükü, ülkemizin enerji arz güvenliği ve istihdam açısından stratejik önem taşıyor. Bu nedenle gelecek planlaması yapılırken çevre ve istihdam boyutu birlikte değerlendirilmeli. Milli zenginliğimiz kömürü de kullanarak, çevre hedeflerini de koruyarak dengeli bir enerji politikası izlenebilir. Kömürün dünya standartlarında çevreci bir baca sistemi var. Bunlar yapılıp yerli kömüre ağırlık vererek enerjide dışa bağımlılığı azaltmalıyız.
1964’te Artvin’de doğdu. 1986’da Türkiye Elektrik Kurumu’nda (TEK) işe başladı. Ankara Çayırhan Termik Santrali’nde, Sakarya Elektrik Dağıtım A.Ş.’de (SEDAŞ) Kocaeli İl Müdürlüğü’nde çalıştı. 1992’de iş yeri temsilcisi, 1998’de TES-İŞ Adapazarı Teşkilatlandırma Sekreteri, 2010’da Şube Sekreteri, 2011’de ise Şube Başkanı oldu. 2022’de TES-İŞ Genel Başkanı seçilen Kabaloğlu, TÜRK-İŞ Teşkilatlandırmadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı görevini yürütüyor.
Beş tutuklu başkan için hâlâ yazılamayan iddianameye Çağlayan’da protesto: Delil varsa yazın
1
Cumhurbaşkanı’ndan savunma sanayiye büyük övgü!
2990 kez okundu
2
TSK’da Devrim Gibi Kara İle Yeni Bir Dönem Başlıyor.
2447 kez okundu
3
İnegöl’de ilaçları şeker sanıp yutan 2 yaşındaki çocuk hastanelik oldu
2422 kez okundu
4
ABD’nin 46. Başkanı Joe Biden Seçildi. Trump’dan İtiraz Geldi.
2101 kez okundu
5
Viyana’daki saldırının ardından Merkel’den dayanışma mesajı
2020 kez okundu